“Laik toplum düzeninin tanımını burada ele almalıyız. Böyle bir tanım muhtelif
biçimde yapılagelmiştir. Bazıları laiklikten her din ve inanca mensup grupların
tolere edildiği, bazıları da toplum hayatının düzenlenmesinde din dışı
kaynaklara dayanan hukuk normlarının egemen olduğu bir hukuk düzenini kasteder.
Oysa bu iki koşul laik bir toplumda bulunması gerekli, ama yeterli nitelikler
değildir. Laik toplum standart ve monist (tekli) bir yönetim düzeninin ve farklı
din ve cinsiyette insanların eşit koşullarla bağlı olduğu bir hukuk mevzuatının
bulunduğu toplum düzeni demektir. Yani bir toplumda dini hoşgörü olabilir (eski
Roma, Ortaçağ İslam ve Osmanlı imparatorluklarında olduğu gibi ) din dışı
kaynaklardan esinlenen veya bu gibi kaynakların ağırlık kazandığı bir hukuk
mevzuatı uygulanabilir (Osmanlı, eski Roma, Bizans ve Cengiz imparatorlukları
gibi) ; ama toplumda her dini cemaat aynı yasalarla yönetilmiyorsa, kadın ve
erkek için dini inanca dayalı farklı düzenleme ve normlar varsa (mirasta
eşitsizlik, toplum hayatına katılımda kısıtlama ve farklılık gibi) hatta sadece
belirli bir sınıf için, örneğin ruhban için imtiyazlar tanınmış ve yönetici
elitin imtiyazlarının meşruiyeti tanrısal bir kaynağa dayandırılarak açıklanıyorsa,
orada laiklikten söz edilemez.” Sh.135-136
İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı